Araştırma: Eşcinsel Geni Var mı?

Bilim adamlarından oluşan yıldız bir ekip, Science dergisinde, yaklaşık yarım milyon kişiden oluşan devasa bir örneklem üzerinde genetik faktörlerin aynı eşcinsel yönelim oluşumuna katkıda bulunup bulunmadığını belirlemeye çalışan yeni bir "genom çapında ilişkilendirme çalışması" ("GWAS") yayınladı. Çalışmanın sonucu şu anahtar ifadeyle özetlendi: “Burada kesinlikle [eşcinsel yönelimin] tek bir genetik belirleyicisi (bazen medyada "eşcinsel geni" olarak anılır) yoktur." Genetik tıp araştırmacısı Eric Vilain, Washington Post'a bu çalışmanın “gey geni” gibi basit bir kavramın sonunu getirdiğini" söyleyerek aynı fikirde olduğunu belirtmiştir.
Çalışma, tüm genetik faktörlerin bir araya getirildiğinde, popülasyondaki eşcinsel yönelim varyasyonunun (aynı tür bireylerdeki farklı özelliklerin) en fazla üçte birini açıklayabileceğini öne sürüyor. Bunun anlamı, eşcinsel yönelimin en az üçte ikisinin genetik faktörlerle değil; sosyal, kültürel ve çevresel faktörlerle açıklandığıdır. İnsanların "eşcinsel doğduğu" fikri buraya kadarmış. Ancak medya bir "eşcinsel geni" olmadığını kabul ederken, genlerin eşcinsellikte rol oynadığı fikrini olabildiğince ileri götürmeye devam ediyor. New York Times, manşetine "Birçok gen, eşcinsel cinselliği etkiliyor" diye başlarken, Washington Post manşetinde "genetiğin eşcinsel davranışla bağlantılı olduğunu" vurguluyor. Bu hususta genetik “etki veya bağlantı” olgusunun kişide değişmez ve mecburi bir “belirleyici” olduğunu iddia etmekle kamuoyunu yanıltıyor.
Genetik "etki" ile genetik "belirleme" arasında büyük bir fark vardır. Bilim, birçok kişilik özelliği ve davranışın genetikten "etkilendiğini" göstermiştir ancak hiç kimse bu özelliklerin doğuştan geldiğini ve değişmez olduğunu söyleyemez. Örneğin, yukarıda bahsettiğim "varyasyonun üçte biri" çalışmada şu şekilde açıklanıyor: Geniş anlamda kalıtsallığı (bir özellikteki genetik varyasyona atfedilebilecek varyasyon yüzdesini) %32,4 olarak tahmin ettik. Ondalık olarak ifade edersek, bu yaklaşık .32'lik bir "kalıtsallık" demektir. Kıyaslayabilmek adıma bilim adamlarının diğer bazı psikolojik özellikler için belirledikleri "kalıtım" oranlarına bakılabilir:
Muhafazakarlık .45-.65
Sağ kanat otoriteryanizm .50-.64
Dindarlık .30-.45
“Kalıtsallıkları” eşcinsel meyil kadar yüksek veya daha yüksek olsa bile neredeyse hiç kimse bu psikolojik özelliklerin doğuştan geldiğini ve değişmez olduğunu söylemez.

Çalışmanın %32'lik "kalıtsallık" derecesi bile herhangi bir belirli gen ile eşcinsel yönelim arasındaki bağlantıyı abartıyor olabilir. Çalışma, bireyin tüm genetik yapısı (genom) üzerinde eşcinsel yönelim ile istatistiksel olarak anlamlı bir bağlantısı olan yalnızca beş nokta tespit etmiştir (Bunların hiçbiri, 1993 yılında yapılan bir çalışmada "eşcinsel genin" bulunduğu iddia edilen X-kromozomu üzerinde değildir). Bu ilişkilerden yalnızca üçü diğer (daha az sayıda) verilerin analizinde tekrarlanabilmiştir. Çalışma, "test edilen tüm genetik varyantların eşcinsel yönelimdeki varyasyonun yüzde 8 ila 25'ini oluşturduğunu" bildirmiştir. Bu, oldukça geniş bir aralıktır ve %32'lik "kalıtılabilirlik" tahmininden daha düşük bir orandır. Yani genetik farklılıklar o kadar küçüktür ki, "bir bireydeki cinsel davranışı doğru bir şekilde tahmin etmek için kullanılamaz."
New York Times raporu, bazı LGBT yanlısı sözcülerin ve bilim adamlarının araştırma yapmaktan bile endişe duyduklarını uzun uzun anlatıyor. Buradan, bulguların LGBT siyasi hareketinin amaçlarına hizmet etmediği anlaşılıyor.
Örneğin, çalışma eşcinsel yönelimin sadece belirli genlerle değil, aynı zamanda belirli kişilik özellikleri ("yalnızlık", "deneyime açıklık"), riskli davranışlar (sigara, esrar kullanımı) ve ruhsal bozukluklarla (depresyon ve şizofreni) ilişkili olduğunu göstermiştir. Çalışmada ruh sağlığı bozuklukları ve madde bağımlılığıyla eşcinsel yönelim arasındaki genetik ilişkiyi oluşturan nedensel süreçlerin belirsiz olduğu ve çevresel faktörlerden kaynaklanma ihtimali olduğu söylenmiştir. Şayet akıl hastalığı ve madde bağımlılığı ile "genetik ilişkinin altında yatan nedensel süreçler" "çevresel faktörler tarafından oluşturulabiliyorsa", o halde eşcinsel yönelim için de çevresel faktörlerin etkisinden bahsedilmelidir.
İnsanların "gey doğdukları" ve bir "gey geni" nedeniyle değişemeyecekleri mitine dayanarak bir hareket inşa edilmiştir. LGBT "medeni hakları" için talepler büyük ölçüde eşcinsel yönelimin ırk gibi doğuştan gelen, genetik ve değişmez bir özellik olduğu iddialarına dayanmaktadır.
Her ne kadar bu iddialar adına sunulan kanıtlar her zaman eksik olsa da, bu çalışma bu iddiaları daha da kesin bir şekilde çürütmektedir. Sol kesimin, muhafazakârları sürekli olarak "bilim karşıtı" olmakla suçlaması ironiktir zira bu durumda ciddi bir bilimsel araştırmanın sonuçlarından korkanlar yine kendileridir.
Aile Araştırma Konseyi (Family Research Council), çalışmanın eşcinsel meylin sadece genetikten kaynaklanamayacak kadar "karmaşık" olduğu ve gey geni iddiasıyla "basite indirgemenin kritikliği" şeklindeki sonuçlarına katılmaktadır. Yazarlar, "genetik sonuçların sosyal amaçlarla kötüye kullanılmasının uzun bir geçmişi olduğunu" söylerken haklıdırlar; ancak bu konuda en suçlu olanlar "eşcinsel geni" efsanesini uzun süredir destekleyen LGBT aktivistleridir.
Kaynak: Peter Sprigg, FRC
30 Ekim 2023
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK İÇERİKLER
Bu Konu Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?